DOSTSEREF'IN web sitesine HOŞ GELDİNİZ... TÜRKÜ-ŞİİR TADINDA KEYİFLİ ANLAR DİLERİZ...


   
 
  Yata yata çürümüyor nedendir

 

 

Yata yata çürümüyor nedendir ?

 

Cezaevleri beşikcinin beşiği

Yata yata çürümüyor nedendir?

Gire çıka aşındırdı eşiği

Uslanmadı uslanmıyor nedendir?

 

Demokrasi kavgasına inanmış

İnsan sevgisine susamış yanmış

Demokratikleşmek demiş uyanmış

İnsana ibadet etmiş nedendir?

 

İnanmış bilime bilimdir dini

DOST ŞEREF tanımaz nefreti kini

İsmail beşikci halka sevgini

İlan etmiş duyulmuyor nedendir?

 

22-02-2007

DOST ŞEREF

 

 

 

Remzi İNANÇ
remzi.inanc@gmail.com

 

Devlet İsmail Beşikçi’yi Hiç Affetmedi

 

 

ANKARA- Çorum’un İskilip ilçesinde bakkallık yapan bir babanın dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi (1939) İsmail Beşikçi. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi (1962). Askerlik görevini Bitlis ve Hakkâri’de tamamladı (1962-1964).1960 yaz aylarında SBF öğrencisi iken, tahsil içi staj programı çerçevesinde gittiği Elâzığ’da ilk kez Kürtlerle karşılaştı. Giderek o yöreye ilgisi artan Beşikçi’nin askerlik dönüşü ilgilendiği konu toplumbilim yöntemleri ve Doğu sorunuydu artık. Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Sosyoloji Asistanlığına kabul edildi ve burada 1964-1970 yılları arasında çalıştı.

                                       ***


1965-70 yılları arasında, ülkemizde çok sık görülmeyen, basın yayın ve kültürel zenginlik  gözlenmiştir. 1961 Anayasası’nın bir ölçüde de olsa işlerlik kazanması, özgür üniversite ile demokratik baskı gruplarının tutumu, Meclis içi ve dışı sosyalist muhalefetin etkinliği toplumda yaratıcı bir özgürlük ve canlılık kazandırmıştı. Sanat ve edebiyat cephesinin renkliliği ve üretkenliği yanı sıra; siyasal ve toplumsal yaşamı diri tutan bilimsel araştırmalar da okurlarını yetiştirmişti kısa zamanda.  

Sosyalist gazete, dergi ve  yayınlarla birlikte, şimdi  hemen anımsadığım birkaç kitabın adını yazmalıyım. Adlarından anlaşılacağı üzere Türkiye’nin tarihi, siyasî, sosyal ve kültürel tarihine tutulmuş bir projektör değerindeki bu kitaplar, o sıra zihin açıcı olduğu kadar soru sormayı ve tartışmayı da verimli kılacak görev yapmıştı: [Türkiye’nin Düzeni, dün/bugün/yarın (Doğan Avcıoğlu, Bilgi Y.1968
)], [Düzenin Yabancılaşması/Batılaşma / İdris Küçükömer, Ant Y. 1968 ], [Doğu Anadolu’nun Düzeni, sosyo-ekonomik ve etnik temeller, İsmail Beşikçi, E Yayınları 1969 ve 1970], [Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi  ile Türkiye Gerçeği (İsmail Cem, Cem Y. 1970].

                                       ***


Ülkedeki bunca olumlu gelişmelere karşın Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde görevli asistan İsmail Beşikçi, o sıra yayınladığı Doğu Mitingleri’nin Analizi adlı incelemesi ve derslerinde anlattığı konular nedeniyle idarî soruşturmaya uğramıştır (1968). Bir yıl sonra doktora tezi Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar /Göçebe Alikan Aşireti/ yayınlanır (Doğan Y. 1969.) [Beşikçi ilk ve son kez bu kitabının kapağında Dr. unvanını kullanmıştır.] Doğu Anadolu’nun Düzeni adlı kitabından  ve uğradığı idarî soruşturmadan ötürü üniversiteden uzaklaştırılır (1970). Danıştay’ın yürütmenin durdurulması kararı da ilgililerce uygulanmaz. Ankara’ya döner. O sıra bir yıllık evlidir kahramanımız.

                                      
***


1971 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kabul edilir Beşikçi. Ne var ki, bir süre sonra Atatürk Üniversitesi profesörlerinin ihbarı üzerine, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı tarafınden tutuklanır. Gerekçe ise Doğu Anadolu’nun Düzeni adlı kitabıyla, Ant Dergisi’nde yayımlanan bir makalesi ve derslerinde anlattığı konulardır. Bu, İsmail Beşikçi’nin cezaeviyle ilk tanışmasıdır. 

                                               ***


Gazeteci Semra Somersan, Beşikçi cezaevinde iken  tarihe şöyle not düşmüştü:

“İsmail Beşikçi, sayısız kitabı – yazısı için ‘suçlu.’

Türkiye’deki çoğunluğun tersine, hayatının erken bir döneminde Kürtleri keşfetmiş, onlar üzerine araştırma yapmış olmaktan ‘malul’.” (Radikal 2,  02 Mayıs 1999)

                                      
***                 


Beşikçi’nin son cezaevi serüveninde  (dileriz sahiden son olsun) hüzün olduğu kadar trajikomik ögeler de vardır. 1993’ün kasım ayı başlarında  ailesini ziyaret için İskilip’te iken, o günlü  Hürriyet Gazetesi’nin iç sayfalarından birinde, fazla dikkat edilmezsse görülmeyecek küçük bir haber yer almıştır: Beşikçi’nin Cezası Onaylandı. O sıra bu haberi okuyanlardan Beşikçi’nin ilçede  olduğunu bilen hemşerilerinden bir kaçı vakit geçirmeden C. Savcılığına ihbarda bulunur. “Cezası onaylanmış bir adam nasıl olur da serbest  dolaşır?” Önce savcılık fazla önemsemez, ama ihbarın ardı arkası kesilmeyince, Beşikçi  gözaltına alınır.Böylelikle doğup büyüdüğü  İskilip’te de, bir rastlantı sonucu iki hafta tutukluluk yaşar. Kahramanımız bu tarihi unutmaz: 13 Kasım 1993.

On beş gün sonra gönderildiği Ankara Kapalı Merkez Cezaevi’nde konukluğu uzun sürer; 1996 şubatında İstanbul Metris Cezaevi’ne, aynı yılın sonunda da Bursa Cezaevi’ne gönderilir.


İsmail Beşikçi, o sıralarda  çıkarılan basın affı kapsamında, 15 Eylül 1999’da şartlı olarak buradan salıverilir.


İsmail Beşikçi’nin nedenini anlamadığı, belki bu yüzden çok etkilendiği olay, salıverildiği  gün yaşanmıştır. Altı yıl içinde dolaştığı/dolaştırıldığı cezaevlerinde ister istemez bir aydın, bir düşünür ve yazar olarak kutular dolusu dergi, kitap ve  gazete kesikleriyle;  sayfalar dolusu el yazısı notları, kendisine gelen yüzlerce mektup birikmiştir. Beşikçi’nin cezaevinde başka neyi olabilirdi?


Uzatmayalım, Beşikçi’nin kutulara özenle yerleştirdiği basılı ve yazılı kâğıt adına ne varsa kapı altında bir bir çıkartılarak, masa üzerinde duran kara kaplı kocaman üç ciltlik defterde yazılı dergi ve kitap adlarıyla karşılaştırılır. Yazıları ve mektupları okunur. O sıra Bursa dışından gelen  Beşikçi’nin yakınları dışarda sabırla, daha çok da merakla beklemektedir. Cezaevine girecek değil, artık çıkmakta olan basılı kâğıtların yasak olup olmadığı incelemesi (?!) yaklaşık üç saat sürer. Bir çoğuna el konur, öbürleri rastgele kutulara tıkıştırılır. Sonra da  buradan  buyrun…

                                      
***


İsmail Beşikçi’nin bugüne dek toplam 36 kitabı yayınlandı. Pek çoğu o yılların ünlü TMY.nın 8. maddesine dayanılarak toplatılıp dava konusu yapıldı. Anılan bu madde gün gelip yasadan çıkarıldığı halde kitaplar yine de özgür bırakılmadı. Şartlı tahliye ile sekiz yıl önce dışarı çıkan Beşikçi hakkında dergilerde yazdığı yazılarla, kendisiyle yapılmış konuşmalardan ötürü hakkında iki dava açılmış durumda. 301’in ikiz kardeşi 216. maddeden…

                                      
***


Milliyet’te Fikret Bila’nın emekli komutan ve genel kurmay başkanlarıyla yaptığı söyleşide ilginç açıklamalar okuyoruz. Bunlardan ilki Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmış Aytaç Yalman’dan.


İsmail Beşikçi’nin yaşıtı olduğunu tahmin ettiğim Aytaç Paşa, söyleşisinin bir yerinde safiyetle şunları itiraf ediyor: “Oysa, bizler o dönemde, ‘Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Kürtleri Türklerin bir kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile ‘yıkıcı faaliyetler’ kapsamında görüyoruz.”  
      

                                       ***


1071’den beri Anadolu’da, hayatın hemen her karesinde birlikte yaşadığımız Kürtlerle ilgili olarak üst düzey bir komutanımızın edindiği bilgi sahiden bu kadar mı?  Peki  paşamız genç subaylığında, ‘Asker’de Türkçe bilmeyen, bunun da bedelini asker ocağında oldukça pahalı ödeyen, genelde kırsal kesimden gelmiş  Kürt erlerini de mi anımsamıyor? İşin daha da hazin ve umut kırıcı yanı, ancak bu kadar tanıyabildiği yurttaşları Kürt halkının sosyal isteklerini ‘devlete yönelik’ yıkıcı faaliyet olarak algılayıp onlarla savaşmaları,  köy ve  ormanlarını yakmaları… Pek çok sosyal düğüme düğüm katan göçe zorlamaları… Yanılmıyorsam, bu konuda siyasetçi olarak yalnızca Cem Boyner’in muhalefetine tanık olmuştuk: “Yahu,” demişti, “bir devlet nasıl kendi toprağını bombalar!” 

                                      
***         


Beşikçi ilk tutuklandığı 1971 ile son tahliye edildiği 1999 arasındaki 28 yılın 18’ini içerde geçirdi. Eşi Leman Hanım (emekli öğretmen) on sekiz yıl mahpus yolu gözledi. Sonunda sağlığını yitirdi. Bilindiği gibi, kocasının bütün suçu, ülkesinin Doğu ve Güneydoğu  Bölgesi üzerinde yaptığı sosyolojik araştırmalar…Ne yazık ki (!?)  bu bölgenin öznesi insanlar da Kürt kökenli….  Devlet işte bu yüzden olmalı, Türk kökenli İsmail Beşikçi’yi hiç affetmedi. Ne diyelim, varsın canı sağ olsun!     

OKUR DOSTLARA

Üçlü Kavşak, Ahmet Yıldız’ın öyküleri. (1987 Akademi Kitabevi Öykü Birincilik Ödülü)  Kritik Kitaplar Yayınevi. İkinci baskı.Ankara, 2007.


İnsan Hakları Sözlüğü
, Haz. Vecihi Timuroğlu.1. hamur. 461 sayfa. (16x24)Kendi yayını. Ankara, 2007.
    

Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine (Pamukova Dosyası) Ümit Sarıaslan’ın araştırması. 350 sayfa.(16x24) Kritik  Kitaplar Yayınevi. Ankara ,2007.         

ŞERAFETTİN MUŞ'UN YERİNE HOŞ GELDİNİZ
 
Reklam
 
ŞERAFETTİN MUŞ'UN YERİNE HOŞ GELDİNİZ
 

Image Hosted by ImageShack.us


 

 
Bugün 1 ziyaretçi (24 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=